Monday, February 21, 2011

e akıllısını da bulduk!


ya ağzımda çok dolanıyordu bi ara bu akıllısı beni bulmaz ki lafı..ama şu an düşünyorum da akıllısını istiyor muyuz ki gerçekten? hayır bulduum. ama yok. en son toptan gerizekalı olduumuza karar verdik.. yine de öyle ya da böyle dünyanın en şişman ikizleri bile aşkı bulduktan sonra her şey mümkün :)

Sunday, February 20, 2011

lan lan lan


yarebbim beni o kadar mutlu ediyorsun ki bu sene!!!!!! önce god is an astronaut şimdi de UNKLE!!!!


saç e biitıfıl dey :D

Sunday, February 06, 2011

ilk meclis

dün "aşk tesadüfleri sever" e gittik ve şunu söylemeliyim ki WTF! böyle bir saçmalık olamaz yani sırf duygu oymacılığı filmi olmuş. film sırasında o kadar çok güldük ki yanımda oturanlar bizi dövceklerdi nerdeyse :D
-seni 25 yıldır gitmediğin bi yere götürücem
ve o sırada arabyla anıtkabirin önünden geçerler
-ANITKABİR
--İLK MECLİS!!!

son zamanlarda açık ara izlediğim en iyi türk filmi eyvah eyvah 2 oldu :) dünkü filmden çıkardığımız sonuç ise trende karşılaştığın adamla olma! treni kaçıran adamı bul:P mehmet günsur ne kadar güzel bi adam ayrıca yaa maşallah.

ha bir de dünün şarkısını paylaşayım. minikkuşumun arabasının vazgeçilmezi olan best of teomandan nasibime düşenlrden biri:D

Friday, February 04, 2011

mıncır mıncııııııır

ay bu yazıyı paylaşmalıyım paylaşmalıyım siz de görün anlayın ağlayın bilin değerinizi ! Oytun Çölok'un 3 şubat tarihli yazısıdır kendisi..

"“Aşk ne değildir” temasının üçüncü ve son bölümünü yazmak için bilgisayar başına oturdum. Tam 1 saat 45 dakika boyunca ancak yarım sayfa yazabildim ve sonra hepsini silip yeniden başladım. Çünkü fark ettim ki aslında bu tema geçen hafta bitmiş. Demek istediklerimin hepsini yazmışım. (bkz. “Ah! Aşk Ah!” ve “Aşk-ı Memnu”)

Bu hafta için planladıklarım ise sadece benim “Bakın ben ne kadar dürüstüm, nasıl da kendimi deşiyorum!” ile “Bakın ben neler yaşamışım, hepinizden farklıyım…” düşünceleri doğrultusunda yazdıklarım olacak ve ben yine kendimi farklı görüp, “EGO”mu beslemiş olacaktım. Bu yüzden ayrıntıya girmek yerine genel yazmaya karar verdim. Çünkü bu temanın diğer iki yazısında “aşk” kavramının içerisine neleri soktuğumu ayrıntılarıyla anlattım.
Üniversite döneminde hayatımı etkileyen ilişkilerimde ortak sorun yine benim saplantılarım ve öfkem oldu. Bir diğerine inat, başka ilişkilere başladım. Hatta bir keresinde evlilikten döndüm. Ve ondan sonra karar verdim. Kendimi serbest bırakacaktım ve bıraktım. Ama ne bırakma…
Aşk’ı bulmak için bir sürü şey yaptım ama “aşk” sandığım şey diğer yazılarda anlattığım duygulardan ibaretti. Hep “hayatımın aşkını” bulduğumu sandım. Ama hep aynı şeyleri yaşayarak bitti tüm ilişkilerim. “Olsun” dedim. Yenisini buldum. İnternet ortamındaki arkadaşlık sitelerine üye oldum. Kendimi pazarlamak için elimden geleni yaptım. “Pazarlamak” tabirini kullandım çünkü yaptığım kendimi pazarlamaktı. Bana gelen mesajlar ile beni beğenenler devasa “EGO”mu besledi. Hepsiyle görüştüm. Hepsiyle yattım. Ve “cinselliği” “aşk” sandım.
Tek eşli olamadım. Çünkü kafamda bir ilişki kavramı vardı. Onu aradım durdum. Yani kafamdaki “aşk”ı aradım. Meğer aradığım şey “aşk” değilmiş aslında. Sadece sorumluluktan kaçmakmış. Çünkü ben “aşk” kavramını kendime ve dolayısıyla sevdiklerime acı çektirmek için kullanmışım. Mutlu olacağım bir ilişki benim egomu beslemeyecek ve sonunda ben acı çektiremeyecektim. Bu benim en büyük silahımdı ve silahımı bırakmak hiçbir zaman istemedim. “Aşk”ın içine öfkeyi, aşağlık kompleksini ve takıntılarımı soktum. “Yaşanmamışlıklarımı” aşk sandım.
Kendi değerimi bilmediğimden dolayı, “bilmem kimin sevgilisi” titrine sahip olmayı “aşk” zannettim. Onlara öyle bir tutundum ki, toplumda bir yer edinebilmek için onları kullandım. Böylece ne ben kendi değerimi bildim, ne de başkaları üzerinden kendime biçtiğim değer bana uydu. Hayatım bir çelişki yumağı oldu. Kısaca ben çelişkileri “aşk” zannettim.
Seçiciliğim kalmadı. Önüme gelene “evet” dedim. Ama en kötüsü, yaptığım her şeyi mantığıma uydurdum ve kendimi kandırdım. Bunu hayat tarzı haline getirdim. Ve ben “aşkı aramayı” hep “aşk” zannettim.
Benim yapamadıklarımı yapan insanlarla beraber oldum. Onları kıskandım. Ve ben kıskanmayı “aşk” zannettim.
Tüm bunlar yüzünden hepsine bağlandım. Hepsini elimde tutmak için sıktım ve hepsi elimden kaçtı gitti. Çünkü bu benim beslenme kaynağımdı. Ve ben yeni beslenme kaynaklarını hep “aşk” zannettim.
Herkesin baktığı ve elde etmeyi istediklerini elde ettim. Çünkü benim gibi muhteşem bir insan ancak herkesin hayran oldukları ile beraber olabilirdi. Sevgililerime bakılması beni tatmin ederdi. Bu hırsı ben “aşk” zannettim.
Kısaca ben “ego”yu “aşk” zannettim.
3 haftadır sizlere ben “aşk”ın ne olmadığını anlattım. Kendi yaşadıklarım yola çıktım bunları anlatırken... Önce kendimde olanları fark ettim, daha doğrusu hiç niyetim yoktu, zorla fark ettirildim. Çözmek için önce inzivaya çekildim. Önce kabarmış sular duruldu. Sular duruldukça ben temizleyebildim. “Şimdi ne durumdasın?” diye sorarsanız, yeni bir ilişkiyi henüz denemedim. Çünkü korkuyorum. Ama elbet bir ilişki yaşayacağım. O zaman da neleri başarıp, başaramadığımı göreceğim. Belki o zaman sizlere “gerçek aşk” ın ne olduğunu yazabilirim.
Görüşmek üzere…

Oytun Çölok"

işte öyle bir durulma hali içinde paylaşıldı bu yazı :)