Thursday, December 29, 2011

insanın uykusu olmamaya görsün


tersten pek çizemedim ve asıl istediğim yere de çizemedim ama işte dövmem şöyle bir şey.




















gerçeği ise böyle
















ayaklarım ise böyle

























GERÇEKTEN HİÇ UYKUM YOK..

Sunday, November 27, 2011

Wednesday, November 02, 2011

daha ne desin :D



inanılmaz yaa kaçıncı izleyişim bu bilmiyorum :D :D

Monday, October 31, 2011

göğe bakma durağı


ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım

Sunday, October 30, 2011

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü

son zamanların en güzel haberi bu kitabın sonunda çıkması oldu :)

daha bittiği gün saf metni doğumgünü hediyesi olarak elime geçen bu kitabı raflarda, insanların elinde görecek olmak beni çok heyecanlandırıyor. hatta uzun zamandır beni heyecanlandıran tek şey diyebilirm.bu ara gereksiz bir dengesizlik içindeyim. her şeyin rutine binmiş olması, hiçbi şeyden keyif almama, yeni bişeyler isteme ama bunlara kendini kapatma falan filan..hayat yalnızlığa mecbur olduğumuz bir yolculuk mu sahiden? sınavları kendi başımıza mı veriyoruz? yoksa mutluluk, sandığımız gibi bir aptal oyunu deil mi? aptal olan bizler miyiz?

(kitaba ulaşabilmenizi bir nebze kolaylaştırabilmek için link: http://www.idefix.com/kitap/tuketim-toplumu-nevrotik-kultur-ve-dovus-kulubu-hakan-ovunc-ongur/tanim.asp?sid=PPGSQS75PT5TG3OGUDDO )

Wednesday, October 26, 2011

conditions of MY parole


gene ağzımıza sıç maynard olur mu oh!

bi de sen kadın sen beni almalısın!

Monday, October 03, 2011

Monday, September 26, 2011

sempozyum sıkıntısı


bugün sempozyumda o kadar sıkıcı sunumlar vardı ki şöyle bir şeyler yazdım istemsizce

"ders dinlemeyeli çok olmuş.şimdi uyuycam.müze yarın kaçta açılıyo acaba otele giderken bir bakayım..of akşam sağlıklı şeyler yesem artık=/ bir an önce bitsin sempozyum. yarın da gezeyim sonra hop istanbul. Dimitri de diktatör çıktı ille öylelerinden hoşlanayım zaten tamam mı hiç şaşmasın!ay çok uykum var şu an. bu renewable energy ile uğraşanlar genelde çok kolpa işler yapıyolar ya sonra da dünyayı kurtarıyolarmış gibi davranıyolar. öbür saçmalığa kesinlikle girmiyorum. bizdeki hiyerarşi yabancı akademisyenlerde yok sanırım. yoksa 60 yaşındaki profesöre " see ya around" deme yavşaklığına nasıl eriştim bilmiyorum. şu an konuşan kadın baya yatak odası sesiyle konuşuyor. anket yapıp tez yazmak yeni moda olmuş.azalarak bitsin'i bırak derhal bitsin. kadın güldü ama kimse gülmedi hehe.böyle şeyler çok komik geliyo bana. kadının o anki saniyelik çaresizliği, bir umutla insanların suratına bakışı, sonra vazgeçip ok madem diyerek konuşmaya devam etmesi..toplasan 3 saniye ama uzun metraj komedi!"

ya sen düşün..

Saturday, September 24, 2011

yunanistan chronicles vol 1

yunanistan maceramın ikinci ve son durağı olan ioannina dan sevgiler. yanya diye telafuz ettiğimiz bu güzide şehrimiz şöyle bişey
şu an delilercesine yağmur yağmakta ben de cicik otel odamdan bunları yazmaktayım. öncelikle atina kısmısından başlayarak anlatayım.. atina dünyanın en güzel memleketi olabilir bana göre..bütün evler beyaz-koyu renkte hiç ev görmedim gerçekten- her yer hanımeli, limon ağacı, bütün evlerin bahçeleri var yollar tertemiz ve mis kokulu. örnek fotoğraf koymak için hemen fotoğraf makinemin kablosunu bulayımm.
buldum! burası acropolis' in mekanı. ilk gün uçaktan indiğim gibi acropolis'e götürüldüm. acropolis inanılmaz! en tepeden görülen manzara ise daha şahane..ama bence en güzel kısım acropolis in dibindeki Plaka denen yerleşim yeri.daracık sokaklarında bir ömür geçirebilir insan :)
yanında kaldığım insanların çok cici bir torunu var ki kendisi benim için erkek çocuk doğurmayı düşünme sebebim oldu :D adı cristos-dedesinin adı- ama tito diyolar karışmasın diye. birlikte yunanca avatar ve daha çeşitli çizgi filmler seyrettik :)

(bu fotorafta olduundan bin kat daha güzel gerçek diyorum hele bir kirpikleri var pii)

öbür gün atinada boykot olduğu için akşama kdar evden çıkamadık sadece bir pontus müzesine gidebildik. akşam piraeus'a gittik.atinanın dibinde bir liman kentiymiş. tam benim sevdiğim gibi tepelerin üstünde küçük katlı evler ve mis gibi deniz kokusu:) sabah deniz kıyısından havaalanına vardık ve kaldım tek başıma.. üstelik 3 saat atina havaalanında mahsur kaldım sonunda pırpırlı uçağımız geldi. bu arada bir kaç türkle tanıştım ki tiksindim kendilerinden gerçekten türk akademisyenler inanılmaz egosavar. kendilerini öyle bişey sanıyolar ki delirtiyorlar beni..yapmacık yapmacık güldüm ben d onlara geldim ioannina'yaa.

otelim tam merkezde etrafında müzeler kiliseler falan var ama hiçbirini gezemiyorum! çünkü her yer kapalı. öğlen kahve içtiğim yer 5 te kapanmış =/dükkanlar kapalı müzeler kapalı anlamıyorum=( şu yağmurda mis gibi müze gezilirdi halbuki neyse.. salı ya sakladım hepsini:) yanlışlıkla arkeoloji müzesini ararken kendimi veli paşa camii nde buldum-tabi ki kapalıydı-. bu bölge söylenene göre biraz daha varoş ama bana kalırsa gene de çok güzel.
ve tabi ki her yerden bir monument olsuun bir tarihi kalıntı olsun burda da fışkırıyor.
işin ilginç yanı ama bence gençler burda çok daha aktif bi şekilde isyankar. hiçbir bina görmedim ki üstünde bi yazı bişey olmasın. bunlardan biri sokakta broşür dağıtırken beni akşam bir partiye davet etti. üniversitelilerin işsizlik sebebiyetiyle(!) verecekleri bu parti umarım yağmurun gazabından mahvolmaz.
şimdilik bu kadar :) akşam önce sempozyum kokteyline sonra partiye gitmek gibi planlarım var. tabi yağmur dinerse. birkaç ufak not da şöyle ekleyeyim..
-nereye oturursanız direk buzlu su getiriyorlar ki çok güzel buldum ben bu işi
-gerçekten adamları bi ayrı güzel.büfeci bile güzel yani o derece hepsi güzel yaşlısı çocuğu bayaa yani bayaa
-kimse pek ingilizce bilmiyor ama çat pat herkesle anlaşılıyor
-yeme içmeden başka yaptıkları bir olay yok gibi görünüyor :D cafeler barlar tıklım tıklım dün oturacak yer bulamadım merkezde
-bizim şu metroda bilet basıp geçtiğimiz şeylerden yok. bilet alıyosun geçiyosun ama kontrol eden kimse yok. tabi ki gene de herkes biletini basıyor ama çok ilginç geldi bana. küçük hesapların adamları değiller yani azizim :P
-ayakla basılan sifon gördüm!
-winston 3 euro :D
-herkes işsizlikten yakınıyor
-her yerde döner var gerçekten
-çılgınlarcasına ezel izliyorlar bu arada ve böyle şeyleer :) aklıma geldikçe yazarım daha. ha bi de kedi yok doğru düzgün sokaklarda kara sinek yok ayrıca! hadi öptüm çüüz

Thursday, September 08, 2011

style for dummies


stilistlik kariyerine giriş 101

1. evde yalnız kılınır
2. o kadar sıkılınır ki eski kıyafetlere bakmaya başlanır
3. artık haddinden fazla bol gelen 38 beden beli alınmış bir kot bulunur
4. kot pantolon güzelce kesilir ve şort haline getirilir
5. bunu yapmadan önce kot pantolondan şort yapma for dummies vidyoları itinayla yuutup dan izlenir
6. bu böyle boş oldu şuralarına şunları ekleyeyim diye bir kaç paçavra bulunur
7. dikiş makinası olmadığı fark edilerek evdeki silikon tabancasına sarılınır
8. silikon tabancası fişe takılır ve ısınmaya bırakılır
9. 1 dakika içinde pat sesi eşliğinde sigortalar atar
10. alt komşuya inilir ve evin değil apartmanın sigortasının attığı öğrenilir
11. silikon tabancası bir daha kullanılmamak üzere poşete geri konur
12. stilistlik kariyeri başlamadan biter.

Wednesday, September 07, 2011

gold panda



uzun zaman sonra akşam akşam dengemi bozan güzide şarkımız için buyrun..

Wednesday, August 10, 2011

enerjitik



Bugün nasıl bir değişik geçti anlamadım. sabah 8 buçuktan itibaren hem kendi deneylerimin hem d stajyerimin deneylerinin peşinde koştum.bu arada 10 bçk 12 arası toplantıya girdim. çıkınca deneye tekrar devam ettim. sonra koşarak kuzenimle buluşup havuza gittim - ki gerçekten bugüne kadar girdğim en temiz havuzdu :)- çimlerde kahve falları bakıştım. o güneş senin bu gölge benim kaydırakların tepesinde döndüm durdum!

sonra eve geldim yıkandım paklandım karnımı doyurdum derken hoop tenis kursu araştırması, fotoğraf makinası hatırlaşması, doğal hayatı koruması derken kendimi yürüyüşte buluverdim. dön dön dön sonra lunaparka kooş! paramızın çıkışmaması üzerine dönme dolaptan vazgeçip belediye tarafından yasaklı (nasıl bi dünyaysa) salıncağa bin görevliden kaç hop ev =)


iki gün sonra ise tam da şu minderlerin üstüne yayılmış keyif yapıyor olacağım. her türlü bisikletin üstünde saatler geçirip, ormanların içinde kaybolup (bi shell gördüm sanki!) nehri yüzerek geçip bu minderlerin üstüne sığınacağım :) o kadar çok fotoğraf çekmeyi planlıyorm ki bilmiyorm nasıl olucak =)

düğün ve cenaze eşliğinde yollara dökülme vakti geldi artık.. :)

Friday, July 29, 2011

çay bana!

sonunda kendi kafamda adamı buldum işte.. ismail!
bir bölümde dedi ki "adam bana çay verdi çay çay. bana çay verdi. çay veren adam kötü olur mu hiç ?" dedi. aynen katılıyorum kendisine :D çok cici ya ismail :D hele o klonladılar ya onu bi bölüm 7 tane ismail oldu anammmmmmmm o kadar güldüm ki :D



niye döndüm antalya'dan arkadaş ayrıca gitti deniz kokusu gitti güzelim nem..kaldı kuru sıcak =/ kalkan'a ışınlanmak istiyorum bir an önce geçiversin şıp diye iki hafta arabada buluvereyim kendimii :)

Wednesday, July 06, 2011



artık astronot olmak istemiyorum.

Thursday, June 30, 2011

pigeons aren't going to come!



şu yaşımda babama popomu da açtım ya daha ötesi nedir bilemiyorum :D

ayrıca bugün itibariyle hala yorgan üstüne battaniyeyle uyuduğumu ayaklarımda yün patiklerim olduğunu belirtmek isterim. hayır kansız değilim. küresel ısınma yok diyenlere -küresel ısınmayı havaların ısınmasından ibaret sananlara- selam olsun.


ayrıca falımda çıkan güzel bebekler o kadar olucak ki diye açılmayı reddeden dilekler gerçek olsun :) - bebekler derken yeni güzel başlangıçlar falan filan yani, yanlış anlaşılma olmasın evren :D-

Thursday, June 09, 2011

babam almış

ay ışığında oturuyorduk
bileğinden öptüm seni
sonra ayakta öptüm
dudağından öptüm seni

kapı aralığında öptüm
soluğundan öptüm seni
bahçede çocuklar vardı
çocuğundan öptüm

sonunda caddelere çıkardım, kaynağından
evime götürdüm yatağımda kasığından öptüm

seni öptüm, öptüm...

ay ışığında oturuyorduk
bileğinden öptüm seni
başka evlerde karşılaştık
iliğinden öptüm seni

sonunda caddelere çıkardım, kaynağından
evime götürdüm yatağımda kasığından öptüm

seni öptüm, öptüm...


Tuesday, June 07, 2011

cümlemize



"zaman her şeyi çözer şu beklemek olmasa.."
dinimiz amin.

Monday, May 23, 2011

bişiy bişiy deth meçç

fallout 2 vs teze başlama karşılaşmasının ilk raundunu fallout alıyor!!! (alkış kıyamet)

hayatımda da şu hubologistler kadar kolpa adam görmedim arkadaş..


Monday, April 11, 2011

ah serbes ah..sen bana neler ettin


"O gece beni al kardeşlerinin acılarıyla çarp sonra kendi yaralarına sar. Biraz sustur, biraz soğuk davran, biraz da teyzem ol. Konuşabilecek gücümüz varsa ağladıklarımız yalan. Sahiden bak. Beni al biraz sarhoş et biraz saçlarına tak biraz da yağmurların peşinden koştur. Beni al erken öldür mutsuzluk uzun sürmez."

nevin ve rıfat döngüsünden çıkmalı artık..


Ve sen dostum! sen ve göbeğin benm en yakınlarımsınız gayri.

Friday, April 08, 2011

1 or 10 ?



sabah sabah bununla uyandırılırsaaan o günden hayır bekleme arkadaş :P şaka la şaka bekle :D her işte bi hayır vardır demişler :)

ama açık ve net "çoluk çocuk" okuduğun sırada kaybedenler kulübünü izlersen ve o sırada bi ilişki içindeysen.. işte o ilişkiden hayır bekleme :P koş koş koş kaaç veüzüldün diye de geri dönme. azla yetinme. içini susturma. inkar etme . yetinme.



"herkes Ay'dan bahsediyordu. üzerinde bir adam yürümüştü; ama ben fark etmemiştim bile."

Thursday, March 24, 2011

romantik misiin!!


hasta olma yolunda ilerleyen manitayı "bişey olmaz geçmez" diye öptükten sonra manitanın iyileşmesine ama bunu yazan bünyenin ateşlenmesine ne demeli peki :D hayır kendisi hasta olmaya razıydı ben niye üstüme aldım ki şimdi bunu..

neyse böylece okulu kırdıım ve evde oturup bütün gün film ve death note izlediim :) death note u özlemişim. L ölünce pek üzüldüm gene ama ilk izlediğimde atlamışım 25. bölümde ki ayak masajı sahnesi beni benden aldı. noluyo laan diye kaldım :D light ın L in saçlarını kurulaması falan. uu beybi!

öyle ya da böyle ben de L öldükten sonra death note bnm için bitmiştir diyen tayfadanım sanırım. şimdi filmlerini izliycem :) ha bir de ryuk tarafından anlatılan bi film varmış adı da visions of god onu da buldum onu da izliycem çünkü yrn da okula gitmiyceem =)

Sunday, March 06, 2011

kodu.. söyliim kodu.. :P



ben bu behzat ç yi uzun zaman izlemekten kaçtım. yaşı benden büyük, otoriteye ters, kirli sakallı adamlara karşı anlam veremediğim ilgimi bellediğimden, kesin ben aşık olurum bu behzat a diye izlemedim uzun bi süre ama bi noktada dayanamadım ve başladım.başlayış o başlayış tabi. behzat sız günüm geçmiyor. okulda işte mecliste behzat her yerde şeklinde dolanıyorum ama canlısını bi türlü göremiyorum. allaam gelen giden şurda behzat burda harun bilmemne diye dolanıyor bi ben göremiyorum kerataları..bugün cermodern e giderken adliye'nin önünden geçiyorduk. dedim o kadar adliyenin de önünden geçiyoruz gene bi behzat yok ortada oof of. gittik neyse sergiye -doğa cennetse kent cehennemdir- bakınıyoruz. keklemişler bi de kitapçıkta bizi eşşekler. eserlerin 4 te 3 ü yok sergide.o sırada kafamı kaldırmamla ne göreyim BEHZAT!! ve harun :D

aman allahııııım.adam aynı adam.tavırlar ses erdal beşikçioğlu diye bi adam yok yani ortada sanki amirim dolanıyor :D harun da tin tin arkasından. öyle mutlu mesut olduk =) ilerleyen vakitlerde cermodern de bir bölüm geçecek anlaşılan her bi köşesini gezdiler çnkü..bakalım :)

sonra geçenlerde mutluluk kolyemi kırdım yanlışlıkla. çok üzüldüm. küpeyi kaybettiğimde hiç üzülmemiştim. gitmesi gereken gider dedim geçtim. ama o kolye kırıldı ya..hiii çok fena oldum=/ bgn gittim aynısından var mıdır diye yokmuş el yapımıymış.. ağladım ben de niye bilmiyorum. regl olunca hormon coşkusu oluyo insan tutamıyo kendini..ama sonra ona benzeyen bi kolye aldım aynı yerden.artık bu yeni mutluluk kolyem dedim :D sonra fark ettik ki kırılan prçaları birleştirince gayet şahane oluyo hiç kırıldığı da belli olmuyo. bnu babam halleder caponla dedim.şu an şahane çizgi bile yok o kadar güzel yapıştırmış ki :D iki tane mutlu kolyem var şimdi =)

Monday, February 21, 2011

e akıllısını da bulduk!


ya ağzımda çok dolanıyordu bi ara bu akıllısı beni bulmaz ki lafı..ama şu an düşünyorum da akıllısını istiyor muyuz ki gerçekten? hayır bulduum. ama yok. en son toptan gerizekalı olduumuza karar verdik.. yine de öyle ya da böyle dünyanın en şişman ikizleri bile aşkı bulduktan sonra her şey mümkün :)

Sunday, February 20, 2011

lan lan lan


yarebbim beni o kadar mutlu ediyorsun ki bu sene!!!!!! önce god is an astronaut şimdi de UNKLE!!!!


saç e biitıfıl dey :D

Sunday, February 06, 2011

ilk meclis

dün "aşk tesadüfleri sever" e gittik ve şunu söylemeliyim ki WTF! böyle bir saçmalık olamaz yani sırf duygu oymacılığı filmi olmuş. film sırasında o kadar çok güldük ki yanımda oturanlar bizi dövceklerdi nerdeyse :D
-seni 25 yıldır gitmediğin bi yere götürücem
ve o sırada arabyla anıtkabirin önünden geçerler
-ANITKABİR
--İLK MECLİS!!!

son zamanlarda açık ara izlediğim en iyi türk filmi eyvah eyvah 2 oldu :) dünkü filmden çıkardığımız sonuç ise trende karşılaştığın adamla olma! treni kaçıran adamı bul:P mehmet günsur ne kadar güzel bi adam ayrıca yaa maşallah.

ha bir de dünün şarkısını paylaşayım. minikkuşumun arabasının vazgeçilmezi olan best of teomandan nasibime düşenlrden biri:D

Friday, February 04, 2011

mıncır mıncııııııır

ay bu yazıyı paylaşmalıyım paylaşmalıyım siz de görün anlayın ağlayın bilin değerinizi ! Oytun Çölok'un 3 şubat tarihli yazısıdır kendisi..

"“Aşk ne değildir” temasının üçüncü ve son bölümünü yazmak için bilgisayar başına oturdum. Tam 1 saat 45 dakika boyunca ancak yarım sayfa yazabildim ve sonra hepsini silip yeniden başladım. Çünkü fark ettim ki aslında bu tema geçen hafta bitmiş. Demek istediklerimin hepsini yazmışım. (bkz. “Ah! Aşk Ah!” ve “Aşk-ı Memnu”)

Bu hafta için planladıklarım ise sadece benim “Bakın ben ne kadar dürüstüm, nasıl da kendimi deşiyorum!” ile “Bakın ben neler yaşamışım, hepinizden farklıyım…” düşünceleri doğrultusunda yazdıklarım olacak ve ben yine kendimi farklı görüp, “EGO”mu beslemiş olacaktım. Bu yüzden ayrıntıya girmek yerine genel yazmaya karar verdim. Çünkü bu temanın diğer iki yazısında “aşk” kavramının içerisine neleri soktuğumu ayrıntılarıyla anlattım.
Üniversite döneminde hayatımı etkileyen ilişkilerimde ortak sorun yine benim saplantılarım ve öfkem oldu. Bir diğerine inat, başka ilişkilere başladım. Hatta bir keresinde evlilikten döndüm. Ve ondan sonra karar verdim. Kendimi serbest bırakacaktım ve bıraktım. Ama ne bırakma…
Aşk’ı bulmak için bir sürü şey yaptım ama “aşk” sandığım şey diğer yazılarda anlattığım duygulardan ibaretti. Hep “hayatımın aşkını” bulduğumu sandım. Ama hep aynı şeyleri yaşayarak bitti tüm ilişkilerim. “Olsun” dedim. Yenisini buldum. İnternet ortamındaki arkadaşlık sitelerine üye oldum. Kendimi pazarlamak için elimden geleni yaptım. “Pazarlamak” tabirini kullandım çünkü yaptığım kendimi pazarlamaktı. Bana gelen mesajlar ile beni beğenenler devasa “EGO”mu besledi. Hepsiyle görüştüm. Hepsiyle yattım. Ve “cinselliği” “aşk” sandım.
Tek eşli olamadım. Çünkü kafamda bir ilişki kavramı vardı. Onu aradım durdum. Yani kafamdaki “aşk”ı aradım. Meğer aradığım şey “aşk” değilmiş aslında. Sadece sorumluluktan kaçmakmış. Çünkü ben “aşk” kavramını kendime ve dolayısıyla sevdiklerime acı çektirmek için kullanmışım. Mutlu olacağım bir ilişki benim egomu beslemeyecek ve sonunda ben acı çektiremeyecektim. Bu benim en büyük silahımdı ve silahımı bırakmak hiçbir zaman istemedim. “Aşk”ın içine öfkeyi, aşağlık kompleksini ve takıntılarımı soktum. “Yaşanmamışlıklarımı” aşk sandım.
Kendi değerimi bilmediğimden dolayı, “bilmem kimin sevgilisi” titrine sahip olmayı “aşk” zannettim. Onlara öyle bir tutundum ki, toplumda bir yer edinebilmek için onları kullandım. Böylece ne ben kendi değerimi bildim, ne de başkaları üzerinden kendime biçtiğim değer bana uydu. Hayatım bir çelişki yumağı oldu. Kısaca ben çelişkileri “aşk” zannettim.
Seçiciliğim kalmadı. Önüme gelene “evet” dedim. Ama en kötüsü, yaptığım her şeyi mantığıma uydurdum ve kendimi kandırdım. Bunu hayat tarzı haline getirdim. Ve ben “aşkı aramayı” hep “aşk” zannettim.
Benim yapamadıklarımı yapan insanlarla beraber oldum. Onları kıskandım. Ve ben kıskanmayı “aşk” zannettim.
Tüm bunlar yüzünden hepsine bağlandım. Hepsini elimde tutmak için sıktım ve hepsi elimden kaçtı gitti. Çünkü bu benim beslenme kaynağımdı. Ve ben yeni beslenme kaynaklarını hep “aşk” zannettim.
Herkesin baktığı ve elde etmeyi istediklerini elde ettim. Çünkü benim gibi muhteşem bir insan ancak herkesin hayran oldukları ile beraber olabilirdi. Sevgililerime bakılması beni tatmin ederdi. Bu hırsı ben “aşk” zannettim.
Kısaca ben “ego”yu “aşk” zannettim.
3 haftadır sizlere ben “aşk”ın ne olmadığını anlattım. Kendi yaşadıklarım yola çıktım bunları anlatırken... Önce kendimde olanları fark ettim, daha doğrusu hiç niyetim yoktu, zorla fark ettirildim. Çözmek için önce inzivaya çekildim. Önce kabarmış sular duruldu. Sular duruldukça ben temizleyebildim. “Şimdi ne durumdasın?” diye sorarsanız, yeni bir ilişkiyi henüz denemedim. Çünkü korkuyorum. Ama elbet bir ilişki yaşayacağım. O zaman da neleri başarıp, başaramadığımı göreceğim. Belki o zaman sizlere “gerçek aşk” ın ne olduğunu yazabilirim.
Görüşmek üzere…

Oytun Çölok"

işte öyle bir durulma hali içinde paylaşıldı bu yazı :)

Saturday, January 29, 2011

mmmmmmmm.. :P



dün hayatımda içtiğim eeen güzel karadut şarabını içtim. kendimi ellerim morarana kadar gizlice bağda bahçede karadut yiyormuş gibi hissettim =)

Friday, January 28, 2011

hmmm


iş başvurusu yapmalı mııı yapmamalı mıı? işe girmeli mii girmemeli mi?? yoksa hepsini bırakıp fransaya mı yerleşmeli hmm söyleyin ??

Tuesday, January 18, 2011

hu huu





KESİN OKUNUYOOR !!!



























.....KESİN OYNANIYOOOOR :)))

Sunday, January 16, 2011

Friday, January 14, 2011

what's that saying?


Lisanstan beri sahip olmadığım kadar bir iş yüküne sahip olacağım bu hafta. Hatta böylesini hiç görmemiş bile olabilirim. Pazartesiye bir take home teslim. Cuma aynı derse bir rapor bir sunum teslim. Perşembe'ye de başka bir take home teslim. Tabi ki bu kadar değil!! Pazartesi kayseriden ve kırıkkaleden toplanacak 10 şişe numune ve bütün hafta boyunca sürecek bilimum deneyler..her ne kadar eh meh desem de çok da canımı sıkmıyor bu durum çünkü bunu istedim. allaam lütfen o kadar çok işim olsun ki kendime ayıracak, düşünecek vaktim olmasın dedim. o da al yavrum dedi!

amanın da çok işim var diye kendimi çok meşgul gösterip egomu şişirmek gibi bir salaklığa da düşmeyeceğim o ayrı. insan keşke güzel şeyleri de böyle şüphe koymadan isteyebilse. kötü şeylerin olacağına rahatlıkla inanırken iyi şeylere niyeyse hep bi şüpheyle endişeyle yaklaşma enayiliğini yapıyoruz. ama öğreniyoruz ve uyguluyoruz akabinde :)-bugüne kadar hiç akabinde yazmamış olabilirm bi heyecanlandım :P-

böyle bir salaklığı niye istediğime gelince.. "What's that saying? Why do I keep hitting myself with a hammer? Because it feels so good when I stop."

Thursday, January 13, 2011

Tuesday, January 11, 2011

Monday, January 10, 2011

symbol song



ruhum geliyor..wasted early sunday morning sesleri eşliğinde.

biz her gece neredeyse gerçekleşen... neredeyse gerçekleşen bir devrim değil miydik? neredeyse bir devrim gerçekleştiriyorduk; ama onun yerine sadece birbirimize çarpmadık mı?

Sunday, January 09, 2011

that's the start of it :)


kendime acıma seansımı dün sezenimin yolladığı şu blogla bitirmiş bulunmaktayım :)

http://goksuk.blogspot.com/search?updated-max=2010-10-26T05%3A14%3A00-05%3A00&max-results=30

o kadar tatlı kiii:) insanların mutluluğunu okuyabilmek bile güzel :) darısı başımıza diyooor ve en ciciklerinden birini burda paylaşıyorum :)

"
Canım annem ve canım babam ne zaman kar yağsa perdeleri tülleri açıp,
bir şişe şarap ve klasik müzik eşliğinde pencere kenarında yağan karı seyrederler:)
bu hafta sonu kocayla birilikte bu aile geleneğimize uyaraktan evden çıkmadan şarap içip yağan karı seyrettik. çok keyifliydi:)"

kalbimi tekrar kırpıştıran bu güzel kadın ve adama sevgiler sevgiler ve öpücükler :) okuyun okutun =*