Sunday, March 30, 2008
Saturday, March 29, 2008
20
içi hava dolu ağır vücutlar yükselirken
patlayan elektriğin itimat ettiği mahluklar
suyun döndürdüğü nehrin vals kıyısında
tığla örülmüş kızlar korosu önünde
küçük çocuklar pişirecekler acıkmış cinlere
ve mevsime sözü geçen dolunay
savurarak rüzgara ölümün ih(ti)mallerini
cesedimi yeryüzüne peşin ödeyecek!
eski caz cinayetinden beri suçsuz tutsağım
kaç şüpheye ikram edilerek üzüldüm üzüldüm
mü ay erir de akardı dünyaya tutunup,
karnı doyan cin artık çocuklara masal olurdu.
karnı doyan cin artık çocuklara engel olurdu.
bir postacı gibi gelirdi gece boş bulunup
kötü haberler yazardı mektuplarda imzasız, ürkütücü
fazlaca bizden ve fazlaca esaretten sözeden
keşfettiği toprak kendisinden
daha fazla ilgi çeken
fakir bir kaşiftim o dönmedolap kentinde:
ilk cin, içi hava dolu ağır vücutlar yükselirken
içi sonbahar dolu bir sevgili gibi
karama vururdu!
yüzümü bir kez sır verdiğim ayna ah ayna
yüzümü alıp nehre kaçardı, nehir aynada kururdu!
yalandı küçük çocukları kandırıp benim yediğim
eğer yüzüyorsam yalnızca derilerini
üşüyeceklerse bir vedada
iyi üşüsünler diyedir!
ve eğer
leylakların işine son veriyorsa aşk
taklitlerinden sakının diye!
mesela o limanın canlı hikaye sarrafı
mesela o belli belirsiz himaye
mesela gözlerine kurşun gibi sürülen o bordo
o ikiz kardeşim ölümsüzlük
ve nükseden ormanlarım
ve o nükseden ormanlarımda bir davetsiz bıçakmışcasına
beden denilen kınından çekilip hayatına saplanan ruhum
ve o döne döne, tülleri omzuma çekiştirerek gelen rüzgar
olsun, sonbaharda gözkapaklarım dökülürmüş, ne çıkar!
unutulmuş bir meleğin güncelerinde geçmiş adın ilk kez
sana lila demişler sen lila olmuşsun
lila rengi bir leopar
lila rengi bir cengaver
lila rengi bir enderun kenti olmuşsun
sana ölmeye gelmiş sevenler ve bilgeler
kalpleri kaşık
fikirleri su;
bir bedevi diz çökmüş dip akıntılarında.
sana lila demişler lila diye çağırmışlar
sen lila olmuşsun
bir lir, bir kemanı, gece olunca kıskanırmış yalnızca
tanrı her kış başlangıcında
bir melek kurban edermiş kendine
sen: elleri mücevher olan
sen: bakışları vaaz olan
sen! hep bir başkalarında hep bir başka olan tanım
seni severek seni daima ben tanımladım!
ne samansarısı ne annabel lee ne elsa
ve eğer senin hakikaten bir adın varsa
ve eğer senin bir adın olacaksa bundan sonra
ben bir şair olarak taşıdığım bu şerefli adı
bir sana bağışladım!
bir sana bağışladım ben bir sana tasvirimi
sen o çılgın gibi dörtnala atların sürdüğü faytonla
cehenneme yetişmek zorunda olan!
sen o mahşeri tokatlayan güzel orospu!
sen o kalbimin tekrarı çıban!
sen o yatağımda üstünde seviştiğimiz çarşafla boğduğum
zencefil kokan, kekik kokan, pamuk kokan oğlum!
ne samansarısı ne annabel lee ne elsa
ve eğer senin hakikaten bir adın varsa
ve eğer senin bir adın olacaksa bundan sonra da
ben bir şair olarak taşıdığım bu sefil adı
bir sana bağışladım
bağışla beni çocuğum lila!
bağışla beni!
hiç değilse bugün, bir sen bağışla!
Wednesday, March 26, 2008
Mhz

The only frequency I heard was you,
I heard your going through some changes.
Changes that you know you need to make,
they're so difficult to make, but it's OK.
If only you would take the time to look inside and see that you were changing
Of all the remedies and tragedies you're old enough to fade away, and it's a shame
'Cause the only frequency, the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you. Frequency the only frequency I hear, the only frequency I hear is you. The only frequency is you.
The only frequency I heard was you
I heard you're going through the changes
And even though I know that I've been used
I realize that it's OK.
I'm not afraid.
I'm only trying to find the time to look inside and see what's getting wasted.
I'm searching for an answer and I wake up to the sound of yesterday,
but it's too late
The only frequency, the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you. Frequency the only frequency I hear, the only frequency I hear is you.
Frequency, the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you
Frequency, the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you
Someday I swear regret will fade
Today I make mistakes again
My friend beware nothing will last
I'll stay right here waiting, waiting
Frequency the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you.
Sunday, March 23, 2008
Saturday, March 22, 2008
illuminate me

You're not the sun, it's just a light,
Waking early sunday morning,
You're not my church,
It's just the bells,
Ringing sweetly through the house,
And in this sense of mine
You're not an answer
And I am not this prayer..
You're still in reach,
I please myself,
Wasting early sunday morning
You're not my lead,
You're just my help,
Talk the edge off sheer denial
And in this state of mine
You're what I want,
Nothing closeto what I need
I breathe you in
Suit yourself,lose myself
Breaking early sunday morning
You're not the sun
You're not my church,
I still hold some self-control,
But in this sense of mine
I'm still too high, look no hands
I breathe you in
I breathe you in
I breathe you in
I breathe you in
I breathe you in
I breathe you in I breathe you in I breathe you in ..
Sunday, March 16, 2008

Sahnede hayal eder kendini küçük kız.gitarın girişiyle birlikte sallanmaya ve ağıtını yakmaya başlarken.. şarkı bittiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilerek sözleri söylemeyi bekler. Son nefesini alan gibi, son kez seviştiğini bilen gibi, son kez benliğini gören gibi, bekler hepsi.birisi çıkıp tamam bitti dese kimse şaşırmayacak ama kimse bi’ şey söyleyemez.nefes almaya bile cesaret edemez kimse.. ne söyleyenler ne dinleyenler herkes taş kesilmiştir şarkının duvarlardan yansıyan sesi bile bağırmaktadır artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve sırasının geldiğini fark eder küçük kız. Söylemeye başlar
“yes take time to realize what you have..”
Başka türlü dile gelmeyecektir artık yaşananlar. Bugüne kadar becerilemeyen her şeyin cevabı şimdi verilecektir sanki.bekler herkes bekler.kimse içindeki boşluğu daha iyi hissetmemiştir bunu duyana kadar.elini boşluğunun üstüne koyup çekip çıkarmaya çalışır birkaç kişi.derinin altına girmeyi başarır birinin eli.dokundukça büyüdüğünü fark edince telaşla kurtarmaya çalışır kendini.geçtir artık.her zamanki gibi. Kimi kandırmaya çalışıyorsun der tam o sırada sesini duyar küçük kızın tekrar
” see me now crawl away, crawl away see me now crawl with me”
ve ağlamaya başlar sanki bunu söylemesini bekliyormuş gibi..katil ve kurban.artık fark etmez.
Hayatın(m)ın en saf çırpınışıdır bu,en saf umudu elimizde kalan son şey belki de birine beni gör ve benimle birlikte sürün diyebilmek..diyebilecek başka hiçbir şey yok çünkü. Ne başkasının anlatabileceği bişey bu ne de bundan başkasının anlamlandırabileceği bir şey içimizdeki korkağı.hikayenin yırtılması..
Ayrıldığı yerden onca çabayla doğurduğunu uzaklara fırlatır ve dikmeye başlar açık kalmışlarını. hızlı hızlı. kimse görmeden.sahnedekinin de aynını yaptığını fark etmeden ve sesi duyar tekrar
“beneath currents of hope and faith now it is time to surface.”
Kaldığı yerden salınmaya başlar sahnedeki döner olduğu yerde. Yaklaştığını hisseder bir vazgeçişin daha. Son kez bağırır ama susturamaz içindeki tutsağı.
“belive me now crawl away, crawl away come crawl with me”
ve yavaşça elini kaldırıp boşluğa bırakır mikrofonu..
Kül Öykü- Eylül 2007
Evrim Bodoslama Yaşam..