Monday, December 15, 2008

Friday, December 12, 2008

barış ben ankaraya gidicem


üstüm yağ kokmuyo hem..=*

Saturday, November 08, 2008

ışıklı gemim..


"Hani böyle karanlık bir gecede, ıssız bir yokuşu tek başına inerken bir köşeyi dönersin de deniz çıkar ya karşına. Sonra o denizde bir gemi belirir. Şıkır şıkır ışıklarla geçip gider. Sen sevinirsin. Hiç nedensiz ama. Sonra için kıpırdar ya hani, öyle işte. Seni tanıdığımdan beri bir gemi geçiyor içimden. Hep ama..."

Sunday, November 02, 2008

Tuesday, September 30, 2008

thumb in your mouth


Geceyarısı yapılan telefon konuşmaları..Hayatımıza fütursuzca soktuğumuz insanlar..Birinin eline bu kdr güç vermemiz inanılmaz.iki şekilde de.her şekilde de. bu kadar kalabalıkla ne yapıyoruz acaba? elimizin altında tuttuğumuz insanlar. bi zaman için çok önemli görünen ama iki ay sonra sesini unuttuğumuz insanlar..
ego tatmini! sike sike aramak diye bişey var kesinlikle. serbest sıçıyoruz.gerçekten.

umut beni diskoya götür orda kaybet!

Saturday, July 26, 2008

Une Vieille Maitresse

Bi insanın alnındaki kırışığa aşık olmak.uyurken, uykuya dalarken daha doğrusu alnını kırıştırıyosun sen.küçücük.sadece parmağımın ucu kaplıyor hepsini.parmağımın ucuyla seviyorum alnındaki kırışığı ama rahat bırakmıyorsun kaşlarını gene de.alnındaki kırışığa tekrar aşık oluyorum ben her dokunduğumda.uyanmandan korkarak izilyorm.bi de şakağındaki bi çıkıp bi kaybolan damarı.dizime koymuşken başını saçlarına değil şakağına dokunmak istiyorum ben.varla yok arası damarının hissiyatı.saçlarımı çekişin boynumdan usulca,mutfak kapısında beni izleyişin gülümseyerek,televizyondaki arap adamla ilgili espri yapışın,her espride bana dönüşün,ben güldükçe mutlu oluşun..kokun geliyor burnuma ufacık ve ben alnındaki kırışığı özlüyorum.

kalacağımı duyunca sevinişin var gözümün önünde.çok özledim.bi insanı olduğu gibi kabul etmek neymiş öğrendim ben."kabulümsün".kokun sinsin üstüme tekrar,üstümde sdc tşörtünle yalın ayak kahve yapayım mutfakta..

Saturday, July 12, 2008

.




hız arttıkça kütle artarmış dün gece bi de bunu öğrendim.sonra sabaha karşı bütün bi yaz içime çektiğim o eski kokuyu aradım dışarda.duruyordu yerinde.

rings of saturn


silip silip durdum gene aslında hepsi spacesounds.com diye bi siteyi bulmamla başladı.pulsar diye bi şey varmış nötron yıldızı olarak geçiyo sanırım.ritmik atışlarla radyomanyetik bıdılar yayıor nabız gibi dönüyor bi d kendi etrafında ve zamanla wormhole denilen hadisenin oluşmasına yardımcı oluyor. zamanın bükülmesi..kendi etrafında o kdr hızlı dönüyormuş ki yakınında zaman % 30 daha yavaş geçiyormuş.garip olduğu kadar komik de..komikliği "insan"dan kaynaklı. algılarımızdan, algılamak zorunda bırakıldıklarımızdan, öğretilenlere,kodlananlara göre tek tip algıladıklarımızdan hatta daha da komiği bişey algılıyoruz sanışlarımızdan dolayı komik.satürn ün halkalarının çıkardığı sesi dinledim oturdum.bomboş baktım ekrana.sadece dinledim bütün bildiklerimi bırakarak dinledim sadece ama istemli yapmadım bunu.sadece durdum düşünmedim ne kdr sürdüğünü bilmiyorm.orda olmak ve görmek istedim.dinlemekle yetindim bu seferlik.

bişey farkettim bugün.gündelik işlerden biridir mesela pazara gitmek ya da evine cam sil almak.sıradan,normal insanın yaptığı şeylerdir.aslında bütün insanlar belli bi yaştan sonra bunları yapmak zorunda tabiki bunlar da garip bişey yok.ilginç olan bu normal işleri yaparken bunu yapan insanların ne kdr ortama "alakasız" durduklarının bnm için bi tercih sebebi olması.bonus saçlı turuncu gömlekli bi insanı bi barda plajda kafede hayal etmek kolaydır o ortamlara aidiyeti "normal" gelir. ama pazarda gezerken canlandırmak absürd gelir.ve o insan ne kdr "normal"leşirse pazarda gezmesi de o kdr normal gelir ve bnm için ilgi sebebi kalmaz"mış".bunu farkettim.her ne kdr dış görünüş çok önemli olsa da bu konuda saç ya da gömlek deil burda olay.kısa saçlı,siyah tşörtlü bi adam da yeterince garip gelebiliyor evine cam sil alırken.önemli olan o ait olmama hissiyatı ve bunu yansıtışı.çok saçmaymış ama böyle yapıyormuşum bunu da firkete için boncuk dizerken farkettim değişik oldu..

bir de son günlerimin favori konusu mantar.havuzdan bulaştıına kanaat getirdiğim bu durum malesef bir kaşıntı imparatorluğu kuruyor malum bölgede.. krem falan acilen kullanmak lazım ayrıca pamuklu iç çamaşırı yararınıza olacaktır.bi d garip bi ilaç var kutunun içinde iki tane var birini alıyosunuz öbürünü bi hafta sonra alıyosunuz.niyeyse bu olay bnm çok hoşuma gitti ilk defa bööle bi ilaç içtim şapşalım azcık kabul ediyorm.ayrıca kronik olmadıkça partnere tedavi uygulamaya gerek olmuyormuş araştırmalarıma göre.e sürekli birbirimize bulaştırırz o zaman dediiniz halde ya bişey olmaz alt tarafı kaşınır diyen bir manitanız varsa merak etmeyin bi durum yok.

mugison- i want you dinlemenizi önerir sevgiyle öperim=**

Monday, May 12, 2008

face my destroyer

her zamanki gibi başlıyorm buna.eksik olacaını hissederek ama umrumda değil.her zamanki gibi..bütün bu karmaşanın bir gün biteceği umudu var mı hala içimde ? içimizde??bütün yaptıklarını bir solukta yıkmak hem de bilerek isteyerek, onun "bilincinde".bilinç.peh.beni kusursuz çemberine çek.bişeylerin yoluna gireceğine inandır beni..ya da o küçücük dağınık havasız odaya hapset kendinle ve dışarda güneş varken biz yıldızları seyredelim snnle.kapat her deliği özenle.hazırlanmış.aidiyet..

bgne kdr planlanmış her şey uzaklaşsın etrafımdan ve ben bütün yaptıklarımı dağıtayım umarsızca.ve bunu sen okuma hiç.anlatamam bunları sana, anlamayacağından değil anlayacağını bildğim için anlatamam. sen beni bu dünyada şaşırtacak kişisin şu an.snn farklı kalman benm tek umudum. "öfken ne kdr sahici zehra" Canımı acıtmaktan,canını acıtmaktan zevk alışın sonra kıvrılışın yanımda. can çekişmenin ne demek olduğunun imgesisin sen."sızı".her an. ve ben yanında neyim bilmiyorm. bilmek de istemiyorum şimdilik.belki sonra.gönüllü tutsaklığımın keyfini çıkarmama izin ver sdc şu an.bittiğinde ikimiz de özgür kalmış olucaz..şimdi sdc nefes al boynumda.kaybolmak istemiştim zamanında.....

Saturday, April 12, 2008

ambulansa gerek yok zaten ölüyorum

"bizler kafası karışık insanlarız yusuf" dediğinde sadece evet diyebilmiştim. evet bizler kafası karışık insanlarız. o kadar doğru ve o kdr tam gelmişti ki..ne hissettiğimi tam anlamıyla tanımlamıştı.bizler kafası karışık insanlarız.nokta.daha fazlası değil.ben kafası karışık bi insanım.kafası karışık insanlardanım.öyle ya da böyle.daha fazlası deil..o kadar zaman sonra gelen msjın aslında iki gün öcne geldiini farkeden ve böölece saçmalayan bi insanım.iki ay konuşmadan durup aynı günde msj atan 3 sene görüşmeyip 3 ay içinde 3 ayrı şehirde karşılaşan insanlarız biz.bizler kafası karışık insanlarız. "but it was all good.."

teşekkürler thomas.bizimle bunları paylaştığı için thomas a teşekkür edelim.artık ne doğru ne yanlış bilmeyen bütün hikayesini anlatmış ve bomboş kalmış thomas a teşekkür edelim. sonrasında ne yapıcaını bilmeyen kafası karışık thomas'a..teşekkürler thomas.

well i say my love it's all good..

birken iki ikiyken sıfır.1 mayısta derse gelmeyen çiçek'e teşekkür edelim.kafası karışık olduğu için ders işlemeyen adama..bizler kafası karışık insanlarız.ve bundan bi şekilde memnunuz. kafamızın rahat olması rahat ettirmiyor bizi. won't you cure my tragedy?

ne istediğimizi bilip yapamayan "biz".biz.ben.ben.ben.

ona her şeyi vermek ve ondan her şeyi almak isterken hem de ..kafam hala karışık."bildiğin gibi değil.."bi insanı sevmek ne kdr mümkün ya da ne kdr sevmek mümkün ve eer bunun bi sınırı varsa ve o sınıra ulaşılmışsa ve hala bi şekilde kafanız karışıksa......cure my tragedy!

seth thomas ve thomas ikisinin de thomas olduğunu yeni farkediyorm.o kdr çok sevilip öldürülmek veya ölmek zorunda kalan iki insan.birken iki ikiyken sıfır.

hala aynı yerde olmak delirtirdi beni hala aynı yerde olsaydım.ama atlıkarınca asla durmaz..çemberde gerisingeri.diyebileceim tek şey var ki o da kafası karışık insanlar olduğumuz.bilmediin şey seni öldürmez diyen her kimse tam bi moronmuş.

bizler kafası karışık insanlarız yusuf.ve elimizde sadece bu var..sansürsüz.siktiğimin üç noktası.

Saturday, March 29, 2008

20



içi hava dolu ağır vücutlar yükselirken
patlayan elektriğin itimat ettiği mahluklar
suyun döndürdüğü nehrin vals kıyısında
tığla örülmüş kızlar korosu önünde
küçük çocuklar pişirecekler acıkmış cinlere
ve mevsime sözü geçen dolunay
savurarak rüzgara ölümün ih(ti)mallerini
cesedimi yeryüzüne peşin ödeyecek!


eski caz cinayetinden beri suçsuz tutsağım
kaç şüpheye ikram edilerek üzüldüm üzüldüm
mü ay erir de akardı dünyaya tutunup,
karnı doyan cin artık çocuklara masal olurdu.
karnı doyan cin artık çocuklara engel olurdu.
bir postacı gibi gelirdi gece boş bulunup
kötü haberler yazardı mektuplarda imzasız, ürkütücü
fazlaca bizden ve fazlaca esaretten sözeden
keşfettiği toprak kendisinden
daha fazla ilgi çeken
fakir bir kaşiftim o dönmedolap kentinde:
ilk cin, içi hava dolu ağır vücutlar yükselirken
içi sonbahar dolu bir sevgili gibi
karama vururdu!
yüzümü bir kez sır verdiğim ayna ah ayna
yüzümü alıp nehre kaçardı, nehir aynada kururdu!


yalandı küçük çocukları kandırıp benim yediğim
eğer yüzüyorsam yalnızca derilerini
üşüyeceklerse bir vedada
iyi üşüsünler diyedir!


ve eğer
leylakların işine son veriyorsa aşk
taklitlerinden sakının diye!
mesela o limanın canlı hikaye sarrafı
mesela o belli belirsiz himaye
mesela gözlerine kurşun gibi sürülen o bordo
o ikiz kardeşim ölümsüzlük
ve nükseden ormanlarım
ve o nükseden ormanlarımda bir davetsiz bıçakmışcasına
beden denilen kınından çekilip hayatına saplanan ruhum
ve o döne döne, tülleri omzuma çekiştirerek gelen rüzgar
olsun, sonbaharda gözkapaklarım dökülürmüş, ne çıkar!


unutulmuş bir meleğin güncelerinde geçmiş adın ilk kez
sana lila demişler sen lila olmuşsun
lila rengi bir leopar
lila rengi bir cengaver
lila rengi bir enderun kenti olmuşsun
sana ölmeye gelmiş sevenler ve bilgeler
kalpleri kaşık
fikirleri su;
bir bedevi diz çökmüş dip akıntılarında.

sana lila demişler lila diye çağırmışlar
sen lila olmuşsun
bir lir, bir kemanı, gece olunca kıskanırmış yalnızca


tanrı her kış başlangıcında
bir melek kurban edermiş kendine
sen: elleri mücevher olan
sen: bakışları vaaz olan
sen! hep bir başkalarında hep bir başka olan tanım
seni severek seni daima ben tanımladım!
ne samansarısı ne annabel lee ne elsa
ve eğer senin hakikaten bir adın varsa
ve eğer senin bir adın olacaksa bundan sonra
ben bir şair olarak taşıdığım bu şerefli adı


bir sana bağışladım!


bir sana bağışladım ben bir sana tasvirimi
sen o çılgın gibi dörtnala atların sürdüğü faytonla
cehenneme yetişmek zorunda olan!
sen o mahşeri tokatlayan güzel orospu!
sen o kalbimin tekrarı çıban!
sen o yatağımda üstünde seviştiğimiz çarşafla boğduğum
zencefil kokan, kekik kokan, pamuk kokan oğlum!


ne samansarısı ne annabel lee ne elsa
ve eğer senin hakikaten bir adın varsa
ve eğer senin bir adın olacaksa bundan sonra da
ben bir şair olarak taşıdığım bu sefil adı


bir sana bağışladım
bağışla beni çocuğum lila!
bağışla beni!
hiç değilse bugün, bir sen bağışla!

kermit=)

Wednesday, March 26, 2008

Mhz


The only frequency I heard was you,
I heard your going through some changes.
Changes that you know you need to make,
they're so difficult to make, but it's OK.

If only you would take the time to look inside and see that you were changing
Of all the remedies and tragedies you're old enough to fade away, and it's a shame

'Cause the only frequency, the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you. Frequency the only frequency I hear, the only frequency I hear is you. The only frequency is you.

The only frequency I heard was you
I heard you're going through the changes
And even though I know that I've been used
I realize that it's OK.
I'm not afraid.

I'm only trying to find the time to look inside and see what's getting wasted.
I'm searching for an answer and I wake up to the sound of yesterday,
but it's too late

The only frequency, the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you. Frequency the only frequency I hear, the only frequency I hear is you.

Frequency, the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you
Frequency, the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you

Someday I swear regret will fade
Today I make mistakes again
My friend beware nothing will last
I'll stay right here waiting, waiting
Frequency the only frequency I hear, the only frequency I hear is the only frequency I hear is you.

Sunday, March 23, 2008

Saturday, March 22, 2008

illuminate me


You're not the sun, it's just a light,
Waking early sunday morning,
You're not my church,
It's just the bells,
Ringing sweetly through the house,
And in this sense of mine
You're not an answer
And I am not this prayer..

You're still in reach,
I please myself,
Wasting early sunday morning
You're not my lead,
You're just my help,
Talk the edge off sheer denial
And in this state of mine
You're what I want,
Nothing closeto what I need
I breathe you in

Suit yourself,lose myself
Breaking early sunday morning
You're not the sun
You're not my church,
I still hold some self-control,
But in this sense of mine
I'm still too high, look no hands
I breathe you in
I breathe you in
I breathe you in
I breathe you in
I breathe you in
I breathe you in I breathe you in I breathe you in ..

Sunday, March 16, 2008


Sahnede hayal eder kendini küçük kız.gitarın girişiyle birlikte sallanmaya ve ağıtını yakmaya başlarken.. şarkı bittiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilerek sözleri söylemeyi bekler. Son nefesini alan gibi, son kez seviştiğini bilen gibi, son kez benliğini gören gibi, bekler hepsi.birisi çıkıp tamam bitti dese kimse şaşırmayacak ama kimse bi’ şey söyleyemez.nefes almaya bile cesaret edemez kimse.. ne söyleyenler ne dinleyenler herkes taş kesilmiştir şarkının duvarlardan yansıyan sesi bile bağırmaktadır artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve sırasının geldiğini fark eder küçük kız. Söylemeye başlar

“yes take time to realize what you have..”

Başka türlü dile gelmeyecektir artık yaşananlar. Bugüne kadar becerilemeyen her şeyin cevabı şimdi verilecektir sanki.bekler herkes bekler.kimse içindeki boşluğu daha iyi hissetmemiştir bunu duyana kadar.elini boşluğunun üstüne koyup çekip çıkarmaya çalışır birkaç kişi.derinin altına girmeyi başarır birinin eli.dokundukça büyüdüğünü fark edince telaşla kurtarmaya çalışır kendini.geçtir artık.her zamanki gibi. Kimi kandırmaya çalışıyorsun der tam o sırada sesini duyar küçük kızın tekrar

see me now crawl away, crawl away see me now crawl with me

ve ağlamaya başlar sanki bunu söylemesini bekliyormuş gibi..katil ve kurban.artık fark etmez.

Hayatın(m)ın en saf çırpınışıdır bu,en saf umudu elimizde kalan son şey belki de birine beni gör ve benimle birlikte sürün diyebilmek..diyebilecek başka hiçbir şey yok çünkü. Ne başkasının anlatabileceği bişey bu ne de bundan başkasının anlamlandırabileceği bir şey içimizdeki korkağı.hikayenin yırtılması..

Ayrıldığı yerden onca çabayla doğurduğunu uzaklara fırlatır ve dikmeye başlar açık kalmışlarını. hızlı hızlı. kimse görmeden.sahnedekinin de aynını yaptığını fark etmeden ve sesi duyar tekrar

“beneath currents of hope and faith now it is time to surface.”

Kaldığı yerden salınmaya başlar sahnedeki döner olduğu yerde. Yaklaştığını hisseder bir vazgeçişin daha. Son kez bağırır ama susturamaz içindeki tutsağı.

“belive me now crawl away, crawl away come crawl with me”

ve yavaşça elini kaldırıp boşluğa bırakır mikrofonu..

(Dredg-Leitmotif 2001)


Kül Öykü- Eylül 2007

Evrim Bodoslama Yaşam..